İngilizce Acil Yardım Edebiyat Üzerine Genel

SİZİN GÖNDERDİKLERİNİZ

 Maruf Öztoprak
 Vaveyla-i Firak

 Yazıları / Şiirleri

  Mustafa Acar
  Hayata Dair

  Yazıları / Şiirleri

  Mustad'af
  Aykırı Düşünceler

  Şiirleri

  Sadık Albayrak
  Gelişim Durağı

  Kişisel Gelişim Yazıları

  Umut Çetinkaya

  Şiirleri


  Eyüp Sabri

  Yazıları


  Mehmet Kütükçüoğlu
  Toza Sor

  Şiirleri

  Caner Ertan
  Dardır Cennetin Sokakları

  Şiirleri



File: Yükselmek
Description: Hayata Dair
Author: Mustafa Acar
Date: 2008-05-07 20:19
Comments: (1)
Ratings:
Untitled Document

KARMAŞIKTAN BASİTE

Evren, özünde oldukça karmaşık bir mekanizmaya sahip. Fakat bu karmaşıklık kendini ne yapıp edip son tahlilde basit bir resim olarak sunar bize!  Bu ‘basit’lik,  günlük yaşamda yanıtı çarçabuk bilinen sorulara, çözümü bir çırpıda bulunan sorunlara  atfedilen basitlik değildir; oldukça karmaşıktır aslında! İnsan bu nedenle, o  karmaşık aynaya kendi siluetini kolaylıkla yerleştiremeyebilir!

Çokça kullanılan bir eğretileme yaparsak;  diyelim ki büyük bir ormandan söz edeceğiz; çeşitli bitkinin, hayvanın yaşadığı... İşimiz yahut görevimiz  de bu ormanın özelliklerini içeren bir tanım yapıp topografyasını çıkarmak.

Bunu tam ve hakkıyla yapabilmek için, öncelikle konu hakkında tam bir donanıma sahip olmak ve ormanda, uzun bir süre küçük ayrıntıları bile  ıskalamadan  yaşamak, güzellikleri-çirkinlikleri idrak etmek, olanı biteni anlamak gerekiyor. Tabii kurda kuşa yem olmadan...

                Bu uzun ve zahmetli maratondan sonra tanım ve topografya hazır mıdır peki?

Hayır! Ormanın, yani o küçük ve ama önemli ayrıntılardan mürekkep evrenin üstüne çıkmak gerekir! Yani,  yukarılara çıkmak, uzaklaşmak... Ormanın çalı-çırpısı, renklerindeki geçişi, küçüklü-büyüklü ağaçları, ona belli bir yükseklikten bakmadan idrak edilemez çünkü...

Ancak o zaman, tam bir tanımı yapılabilir ve sınırları çizilebilir ormanın! 

Öbür türlü ormanı bir bütün olarak kavramak/anlamak mümkün olmayacaktır. 

Sözünü ettiğim şeyin bir parça “tanrısal”lık olduğu açık!

Gerçi bu uzaklaşış, kişiye ürperti ve korku hissi verir, fakat Andre Gide'in deyişiyle; “kıyıyı gözden kaybetmeyi göze alamayan insan okyanusu fark edemez!”

Yükseklerdeyken,  kaybettiğimiz şeyler çoktur elbette: Ormanın ayrıntılarında gizli güzelliklerdir bunlar; yaşadığımız heyecanlar vs. Ancak bütün bu güzelliklerden feragat etmek gerekiyor, “bütün”ü, yani daha büyük bir “şey”i görebilmek,



                Ne demek istiyorum?

                Aslanın yanında durarak onun hakkında fikir yürütemeyiz. Ya bizi parçalayacak, ya da gözümüzde  devasa bir şey olacak, korkutacaktır bizi. Bu nedenle, hakkında yapacağımız tanımlama, bilimsellikten uzak, oldukça öznel bir temelde şekillenecektir!

                Genelde yaşam, özelde insan hakkında yapacağımız tanımlamalar, anlamlandırmalar, çözümlemeler de orman veya aslan istiaresinde olduğu gibidir: İnsanlarla, (onların dünyalarına ait, küçük-büyük ayrıntılarla) uğraşmadıktan sonra onları tanıyamayız/bilemeyiz, doğru! Ama bu, onları anlamamız/tanımlamamız için yetmez:

Onlardan uzaklaşmamız gerekir.

Yükselmek veya yukarılarda seyretmek, kişiyi küçük ayrıntıların kıskacından uzaklaştırır/korur. Böylece kişi, mesaisini sağlıkla  yapar: İyi düşünür, iyi üretir vs. Söyledikleri rafine ve oldukça basit şeyler olur zamanla. Fakat o basitliğin ardında oldukça karmaşık ve eziyetli bir süreç vardır. Okuyucuların, dinleyicilerin  çoğu bunu hissetmez bile.

Diyalektik, yöntem olarak da, bilim olarak da kişiye ormanın topografyasını çıkartan biricik  yol.  Bu bilgiye vakıf yazarların yazdıklarıyla, bundan habersiz kişilerin yazıp söyledikleri karşılaştırıldığında görünen şudur: Birincilerin yazdıkları çok daha basit (gibi) iken, ikincilerin yazdıkları “künh-ü esrar” kabilinden (gibi) görünür! 

Yabancılardan, Örneğin Tolstoy’u, Gorki’yi, Paulo Coelho’yu; bizde Nazım’ı, Akif'i, Orhan Kemal'i bu açılardan diğer "yazar"larla karşılaştırmak mümkün.

Sığlık timsali çok sayıda öykü/yazı okudum; çoğu da "ünlü" yazarlara aitti... Her okuduğumda, Allah beni ormanın ortasına atacağına canımı alsın daha iyi dedim:)) (“Kafası karışık” olmaktansa ölmek daha iyi çünkü!)

Orhan Veli’ye ait bir tanımlama vardır: “Acemiliğin ustası olmak”. Sanırım bütün mesele bu: Yorucu, yıpratıcı ve karmaşık süreçler yaşadıktan sonra ulaşılan rafine durum (= basitlik)

Montaigne’in o ünlü sözüyle bitireyim: “Keşke Paris’in zerzevat çarşısındaki satıcıların diliyle düşünebilsem / konuşabilsem!”

 

Mustafa Acar