KARMAŞIKTAN BASİTE
Çokça kullanılan bir eğretileme yaparsak; diyelim ki büyük bir ormandan söz edeceğiz; çeşitli bitkinin, hayvanın yaşadığı... İşimiz yahut görevimiz de bu ormanın özelliklerini içeren bir tanım yapıp topografyasını çıkarmak.
Bunu tam ve hakkıyla yapabilmek için, öncelikle konu hakkında tam bir donanıma sahip olmak ve ormanda, uzun bir süre küçük ayrıntıları bile ıskalamadan yaşamak, güzellikleri-çirkinlikleri idrak etmek, olanı biteni anlamak gerekiyor. Tabii kurda kuşa yem olmadan...
Bu uzun ve zahmetli maratondan sonra tanım ve topografya hazır mıdır peki?
Hayır! Ormanın, yani o küçük ve ama önemli ayrıntılardan mürekkep evrenin üstüne çıkmak gerekir! Yani, yukarılara çıkmak, uzaklaşmak... Ormanın çalı-çırpısı, renklerindeki geçişi, küçüklü-büyüklü ağaçları, ona belli bir yükseklikten bakmadan idrak edilemez çünkü...
Ancak o zaman, tam bir tanımı yapılabilir ve sınırları çizilebilir ormanın!
Öbür türlü ormanı bir bütün olarak kavramak/anlamak mümkün olmayacaktır.
Sözünü ettiğim şeyin bir parça “tanrısal”lık olduğu açık!
Gerçi bu uzaklaşış, kişiye ürperti ve korku hissi verir, fakat Andre Gide'in deyişiyle; “kıyıyı gözden kaybetmeyi göze alamayan insan okyanusu fark edemez!”
Yükseklerdeyken, kaybettiğimiz şeyler çoktur elbette: Ormanın ayrıntılarında gizli güzelliklerdir bunlar; yaşadığımız heyecanlar vs. Ancak bütün bu güzelliklerden feragat etmek gerekiyor, “bütün”ü, yani daha büyük bir “şey”i görebilmek,
Ne demek istiyorum?
Aslanın yanında durarak onun hakkında fikir yürütemeyiz. Ya bizi parçalayacak, ya da gözümüzde devasa bir şey olacak, korkutacaktır bizi. Bu nedenle, hakkında yapacağımız tanımlama, bilimsellikten uzak, oldukça öznel bir temelde şekillenecektir!
Genelde yaşam, özelde insan hakkında yapacağımız tanımlamalar, anlamlandırmalar, çözümlemeler de orman veya aslan istiaresinde olduğu gibidir: İnsanlarla, (onların dünyalarına ait, küçük-büyük ayrıntılarla) uğraşmadıktan sonra onları tanıyamayız/bilemeyiz, doğru! Ama bu, onları anlamamız/tanımlamamız için yetmez:
Onlardan uzaklaşmamız gerekir.
Yükselmek veya yukarılarda seyretmek, kişiyi küçük ayrıntıların kıskacından uzaklaştırır/korur. Böylece kişi, mesaisini sağlıkla yapar: İyi düşünür, iyi üretir vs. Söyledikleri rafine ve oldukça basit şeyler olur zamanla. Fakat o basitliğin ardında oldukça karmaşık ve eziyetli bir süreç vardır. Okuyucuların, dinleyicilerin çoğu bunu hissetmez bile.
Diyalektik, yöntem olarak da, bilim olarak da kişiye ormanın topografyasını çıkartan biricik yol. Bu bilgiye vakıf yazarların yazdıklarıyla, bundan habersiz kişilerin yazıp söyledikleri karşılaştırıldığında görünen şudur: Birincilerin yazdıkları çok daha basit (gibi) iken, ikincilerin yazdıkları “künh-ü esrar” kabilinden (gibi) görünür!
Yabancılardan, Örneğin Tolstoy’u, Gorki’yi, Paulo Coelho’yu; bizde Nazım’ı, Akif'i, Orhan Kemal'i bu açılardan diğer "yazar"larla karşılaştırmak mümkün.
Sığlık timsali çok sayıda öykü/yazı okudum; çoğu da "ünlü" yazarlara aitti... Her okuduğumda, Allah beni ormanın ortasına atacağına canımı alsın daha iyi dedim:)) (“Kafası karışık” olmaktansa ölmek daha iyi çünkü!)
Orhan Veli’ye ait bir tanımlama vardır: “Acemiliğin ustası olmak”. Sanırım bütün mesele bu: Yorucu, yıpratıcı ve karmaşık süreçler yaşadıktan sonra ulaşılan rafine durum (= basitlik)
Montaigne’in o ünlü sözüyle bitireyim: “Keşke Paris’in zerzevat çarşısındaki satıcıların diliyle düşünebilsem / konuşabilsem!”
Mustafa Acar
Maruf Öztoprak
Mustad'af
Sadık Albayrak
Umut Çetinkaya
Eyüp Sabri
Mehmet Kütükçüoğlu