Sen benden daha mı akıllısın?
İnsan eğitime muhtaç bir varlıktır. O sebeple dünyaya, anne ve babamıza, dışarıdan verilen desteğe, yiyeceklere vs. bağımlı halde geliriz. Hayatımızı bir müddet ancak etrafımızdaki muhtaç olduğumuz kişi ve eşyaların bize sunulmasıyla sürdürebiliriz.
Ancak bir süre sonra biyolojik büyüme ve gelişmemiz bizi aldatır ve sanki ruhsal ve zihinsel açıdan da kendimize yeter hale gelmişiz havasında, bizi can damarlarımızdan koparır.
Oysa insan ruhi ve akli açıdan ömür boyu bağımlı halde yaratılmıştır. Dolayısıyla manevi açıdan devamlı beslenmek ve kendisini geliştirmek zorundadır. Bu sebeple insanın yaratıcısına, anne babasına, öğretmenlerine, bilgelere, ariflere, aydınlara ve onların eserlerine daima ihtiyacı vardır. Aksi halde bizler fiziksel olarak gelişir, manevi olarak geri kalırız. Böylece bugün etrafımızdaki binlerce insandan farksız oluruz. Bunun neticesi gayesiz, anlamsız, buhranlarla dolu, yarınından endişeli, uyumsuz, karamsar bir hayatla bize verilen zamanı doldurur, gideriz.
Kendimizi dev aynasında görür, kimseleri beğenmeyiz. Her şeyin en iyisini en doğrusunu bilen biz oluruz. Her şeyi anlarız. Kimsenin aklına ihtiyacımız yoktur. Dahası herkes bizden akıl almalıdır diye düşünürüz. Örneğin şehri yönetenler, ülkeyi yönetenler, dünyayı yönetenler de kim oluyormuş deriz. Çulsuz halimizi görmez millete ahkam keseriz… İnsanoğlu çoğu zaman bu tavrı takınır ve bu sebeple pek çok işi yarım kalır, problemlerle boğuşur, evinde bile huzuru olmaz. Etrafındaki insanlarla takışır ya da çatışır. Bilinçaltımız bize durumun böyle olmadığını bildiren mesajlar gönderir. Kendine gel, haddini bil der. Biz bunlara da kulak asmayarak kendimizi “ben”imizle kandırma yolunu seçeriz.
Şimdi, bir evin penceresinden dışarı bakan bir kimse düşünün. Bir de aynı evin çatısından etrafı seyreden bir kişiyi hayal edin. Sonra diğer bir kişiyi o evin bulunduğu mahalli tepeden gören bir noktadan şehri seyrederken ve diğer bir kişiyi uçakta giderken o şehre bakarken düşünün. Bu örneği devam ettirmek mümkündür. Bu durumda evin penceresinden dışarı bakanla, çatıdan bakanın gördüğü aynı şeyler midir? Ya da tepeden bakanla, uçağın içinden bakanın gördüğü şeyler.
Eğer bir insan ben kendime yeterim diyor ve yaratıcısını dinlemiyor ve onun masajlarını okumuyorsa, birilerinden ders almayı, bir konuda istişare etmeyi reddediyorsa; o hayata sadece bir penceren bakıyordur ve gördükleri tek yönlü olup, o yöndeki doğrularla sınırlıdır. Okuduğumuz her kitapla kendimize evin faklı yönlerinden farklı pencereler açarız. Fikir alışverişinde bulunduğumuz bizden bilge insanlarla birlikte olunca, hakikati kavramaya daha yakın oluruz. Sorunlardan, dertlerden kurtulmak için, daha düzenli bir yaşam için sadece ve sadece okumak ve okuduğunu, öğrendiğini paylaşabilen insanlarla bir arada olmak yeterli iken. Kendi kabuğumuza çekilmek, kendimizden başkasına kulak asmamak niye?
Uyumsuz, anlayışsız, bencil, ukala, toleranssız, dar görüşlü, bilgisiz bir insan olmamak için tercihimizi yaratıcımızı tanımaktan, başta o’nun kitabı olmak üzere okumaktan ve bizden daha iyi eğitim almış birilerinden istifade etmekten yana kullanalım. Kendimizi her şeyin merkezine koymak yerine, tek bir pencereden ışık alan bir karanlığa mahkûm olmak yerine, ışığın olduğu her yöne gönül penceresini açabilen, aldığı ışığı da başkalarıyla paylaşabilen bir kişi olmanın gayretinde olalım.
Maruf Öztoprak
Mustad'af
Sadık Albayrak
Umut Çetinkaya
Eyüp Sabri
Mehmet Kütükçüoğlu