İngilizce Acil Yardım Edebiyat Üzerine Genel

SİZİN GÖNDERDİKLERİNİZ

 Maruf Öztoprak
 Vaveyla-i Firak

 Yazıları / Şiirleri

  Mustafa Acar
  Hayata Dair

  Yazıları / Şiirleri

  Mustad'af
  Aykırı Düşünceler

  Şiirleri

  Sadık Albayrak
  Gelişim Durağı

  Kişisel Gelişim Yazıları

  Umut Çetinkaya

  Şiirleri


  Eyüp Sabri

  Yazıları


  Mehmet Kütükçüoğlu
  Toza Sor

  Şiirleri

  Caner Ertan
  Dardır Cennetin Sokakları

  Şiirleri



File: Mustafa Kemal ve Mondros
Description:
Author:
Date: 2008-01-16 19:46
Comments: (0)
Ratings:
Untitled Document

MUSTAFA KEMAL PAŞA ve OSMANLI DEVLETİNİN ATEŞKES HAKINDAKİ GÖRÜŞLERİ


Mondros Mütarekesinin imzalandığı gün, yani 30 Ekim’de Mustafa Kemal Paşa Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına tayin edildi. Paşa, pek umutsuz görünmüyordu. Ona göre emri altındaki ordular takviye edildiği takdirde bütün felaketlere rağmen Türk’ün sesini işittirmesi mümkündü. Onun için kumandanlığı alır almaz, komuta edeceği kuvvetleri yeniden işe yarar hale getirme çabasına girişti. Fakat bütün gayretleri boşuna idi. Çünkü bu sıralarda Sadrazam ve Başkumandanlık Erkan-ı Harbiye Reisi olan İzzet Paşa, imzalanmış olan mütarekenin hükümlerini bildirerek “her ordunun kendine düşen görevleri” hemen uygulamasını istemişti. Mütareke hükümlerini resmen bu suretle öğrenmiş olan Mustafa Kemal Paşa, hükümler aynen uygulandığı takdirde bütün vatanın işgal ve istila edilebileceğini ilgililere anlatmaya çalışmıştı. Fakat onun düşünceleri ile Başkumandanlık Erkan-ı Harbiyesinin düşünceleri arasında ayrılık vardı. Bu nedenle aralarında bir takım yazışmalar oldu. Bunlardan en önemlilerinden birisi Mustafa Kemal Paşa tarafından Başkumandanlık Erkan-ı Harbiyesi’ne yazılan 3 Aksım 1918 tarihli yazı idi. Adana karargahından gönderilen bu yazıda Mustafa Kemal Paşa Mondros Mütarekesi gereğince, Toros Tünellerinin hangilerinin müttefikler tarafından işgal edilebileceğini soruyor, klikya deyiminin hangi toprakları içine aldığının açıklanmasını, Suriye sınırının kesin olarak belirtilmesini istiyordu. Onun bu yazısına 4 Kasım 1918’de yetkililerce cevap verildi ve Amanos tünelleri hariç, toros tünellerinin İngilizler tarafından işgal olunabileceği, işgal kuvvetlerinin miktarının İngilizlerce tayin edileceği bildirildi.

Hükümet işgalcilere, özellikle İngilizlere karşı sert davranılmasını sakıncalı görüyor, onlara karşı hoşgörülü olmanın barış konferansında Osmanlılar lehine bazı çıkarlar sağlamasına hizmet edeceğini düşünüyordu. Görülüyor ki bu hükümet, İtilaf Devletlerinin güçleri karşısında şaşkına dönmüş, bu yüzden mantıkla bağdaştırılamayacak emirler bile vermişti. Nitekim bu hükümetin terhis için verdiği emre uyulduğu takdirde elde bulunan silaha, malzemeye ve hayvana bakacak insan bile kalmamış oluyordu.

İtilaf Devletleri yetkilileri savaş gayelerini ve ihtiraslarını gizlemeye büyük önem veriyorlar, ilhak ve işgal niyetlerini saklamaya çalışıyorlardı. İtilaf Devletlerinin bu sahte niyetlerine yalnız Türkler değil azınlıklar da inanmışlardı. Başkan Wilson’un 14 prensibi Orta Doğu’nun her yerinde biliniyor ve çoğu kez ciddiye alınıyordu. Osmanlı Devleti, İtilaf Devletlerinin hoşgörülü davranacaklarına inanıyor, Başkan Wilson’un demeçlerini vaat sayarak 30 Ekim 1918’de Mondros Antlaşmasını imzalıyordu. Oysa hala savaşacakları güçleri vardı.

Mondros’taki antlaşma görüşmeleri, yanlış izlenimlere ve aşırı iyimserliğe yol açmıştı. İngiliz delegelerinin görüşmeler sırasında Türk delegelerine göstermiş oldukları beklenmedik nezaket, antlaşma imzalandıktan sonra amiral Calthorpe’un Hüseyin Rauf’a gönderdiği gizli mektupta mütareke şartlarından çıkacak anlaşmazlıklar konusunda verdiği, ama gerçekte yerine getiremeyeceği cömertçe sözler, bu sözleri güvence saymak safdiliğini gösteren Rauf Bey’le diğer Türk delegelerinin, gerçekte ağır olan mütareke şartlarını ılımlı gösterme çabaları halk arasında aşırı iyimser beklentilere yol açmıştı.

Antlaşmanın imzalandığı haberi, ülkenin her yanında sevinç yaratmıştı. Sadrazam Ahmet İzzet Paşa, mütarekenin imzalandığını öğrenir öğrenmez, Mebusan Meclisinin gizli oturumunda yaptığı konuşmada antlaşmanın ılımlı olduğunu ileri sürerek oybirliği ile onaylanmasını sağlıyordu. Bu iyimser demeçlerin etkisine kapılan Türk basını, mütarekenin hafif olduğuna dair geniş ölçüde bir propaganda yayınına başlıyordu.

Mondros Antlaşmasının imzalanması yıllardan beri sürmekte olan savaşın sona erdiği izlenimini yaratmış ve İstanbul’da bir rahatlama sağlamıştı. Ateşkes koşullarının ağır olmasının yarattığı psikolojik huzursuzluğu gidermek için de Hükümet ve Saltanat çevreleri Mondros’u aklama çalışmalarına girmişlerdi. Oysa Müttefikler için ateşkesin hiçbir bağlayıcılığı olmamış ve cephelerdeki kararlar yine komutanlar tarafından verilerek askeri faaliyetler sürdürülmekte idi. Müttefiklerin amacı yukarıda değinilen paylaşım anlaşmalarını hayata geçirmek ve planladıkları yerlerin hepsini işgal etmekti. Bu nedenle Mondros sonrasındaki Müttefik işgalleri bütün bölgelerde birden başlatılmış ve dolayısıyla yeni bir çok yönlü savaşın dönemi başlamıştı. Mustafa Kemal Paşa’nın haklılığı bir kez daha meydana çıkmıştı.