I. Dünya savaşında Çanakkale ve başka cephelerde büyük zaferler kazanıldığı halde 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti yenik sayılmış ve başkent İstanbul ile topraklarından bir çok yeri işgal edilmeye başlanmıştır. Müttefik devletlerden de İngiltere, Fransa, İtalya, A.B.D, Yunanistan bu parçalama ve pay kapma çabaları içinde Türk Milletini de esaret altına almayı amaçlamışlardı. Oysa, tarih akışına şekil veren her zaman hür ve bağımsız yaşamış Türk Milleti esareti kabul edemezdi. Bu nedenle Mustafa Kemal ATATÜRK’ün önderliğinde Kurtuluş savaşına girişen Türk halkı, bağımsızlığını korumasını bilmiştir.
Kurtuluş Savaşı Dönemi Eğitimin Temel Özellikleri
1. Kurtuluş mücadelesi eğitimi derinden etkilemiş eğitimde bu mücadeleye katkıda bulunmuştur.
2. Savaşın en yoğun olduğu bir zamanda Ankara’da bir eğitim kongresi toplanmış burada Mustafa Kemal ATATÜRK çok önemli bir konuşma yapmıştır. Bu olayın eğitim tarihimizde önemi büyüktür. O konuşmasında yeni bir insan tipi yetiştirilmesi gereği üzerinde durur. Bu milli bir eğitim almış öncelikle milli varlığını korumasını kendine en temel değer olarak öğretilmiş insan tipidir.
3. Halkın milli kurtuluş davası yolunda bilgilendirilmesi amacıyla halk eğitimi çalışmaları yapılmıştır.
Milli Uyanış ve Örgütlenmeye Öğretmenlerin Katkısı
ÖGRETMEN TOPLUMUN ÖNCÜSÜ
Hemen her dönemde öğretmenler, değişik alanlardaki değişmeler, gelişmeler konusunda topluma öncülük görevini üstlenmişlerdir.
Bunalım dönemlerinde felsefe, fizik, tarih gibi dersler yerine din ve ahlâk dersleri okutulmasını buyuran yönetimler, düzene uymayan, yeniliği savunan öğretmenleri de sürgün etmiştir. Sait Efendi, ihsan Şerif, Hüseyin Hüsnü, Muştala Reşit bu öğretmenlerden birkaçıdır. Değişik biçimlerde cezalandırılmalarına karsın aydın yurtsever öğretmenler, görev yaptıkları yerlerde öğrencileri ve halkı baskıcı yönetime karsı uyarmaya, aydınlanmanın sürmesi yolunda uğrasa devam etmişlerdir.
Pek çok öğrencinin öğretmeninden etkilendiği bilinmektedir. Kurtarıcı, devlet kurucu, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk de Samsun'da yaptığı bir konuşmada, ilham ve kuvvetini büyük ölçüde öğretmenlerinden aldığını söylemiştir.
Kimi derneklerin ve siyasal partilerin kurucularından olan, meslekleriyle ilgili dergiler çıkaran öğretmenler Temmuz 1908'de Encümen-i Muallim'i kurarlar. Ayni yıl kurulan Muhafaza-i Hukuk-u Muhammin Cemiyeti ile birlesen bu ilk öğretmen birliği, Cemiyet-i Muallimin adini alır.
Meslek bilinci geliştikçe öğretmen örgütlerinin de canlandığı görülür. Ülkemiz toprakları işgal edildiğinde; kadın, erkek, genç, yaşlı, bütün öğretmenler işgale karşı çıkmış, bunun için mitingler düzenlemiş, coşkulu konuşmalar yapmıştır. Ülkemiz saldırılara maruz kaldığında, buna karsı çıkmak için derneklerin kurulusunda da önemli görevler alan öğretmenler, kurtuluş için savaşmak gerektiğinde de en ön sıralarda yerlerini almışlardır. Sivas Kongresi'ne katılan delegelerden biri ile,Erzurum Kongresi'ne katılan delegelerden besi öğretmendir.
23 Nisan 1920'de açılan TBMM'de 337 milletvekilinin yaklaşık 30'u öğretmendir. Kongreler okullarda toplanmış. TBMM'ye sıralar Ankara'daki okullardan getirilmiş. Meclis zabit kâtipliği görevini öğretmenler yürütmüştür.
öğretmen fiilen cephede savaşa katılmıştır. Kimi öğretmenler gündüz eğitimin aksamaması için derslere girmiş, gece ise güvenlik için nöbet tutmuştur.
İlgili kanunla öğretmen ve öğrencilerin askerlik görevlerinin tecil edilmesine, sonraki döneme bırakılmasına karşın öğretmenler, gönüllü olarak cephelerde savaşa katilmiş, yurt savunmasında aktif görev almıştır.
Mustafa Kemal'e göre, hükümetin en verimli, en önemli görevi eğitim isleridir. Bilindiği gibi Atatürk'ün özlemlerinden biridir millî eğitim bakanı olmak. "Cumhur reisi olmasaydım maarif vekili olmak isterdim." sözü, onun bu özleminin ifadesidir.
"Bir millet irfan ordusuna sahip olmadıkça savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak irfan ordusuyla sağlanabilir." (Mart 1923, Kütahya) sözü de hem asker hem eğitimci olan Atatürk'ün eğitime ne denli önem verdiğini gösterir
Başöğretmen Atatürk eğitim konusunda, "Yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun en önce, her şeyden önce Türkiye'nin istiklâline, kendi benliğine, millî geleneklerine düşman olan unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir." (Mart 1924) demiş, öğretmenlere yol göstermiştir. Öğretmenler de her yerde, her koşulda, başöğretmenlerinin işaret ettiği doğrultuda canla basla çalışmıştır.
Faika Hanım. Millî Mücadele yıllarında Erzurum'da ulusal bilinç heyecanı ve kurtuluş amacının okulda ve toplumda canlı tutulması için önemli cabalar harcadı. 1919 sonbaharında, Erzurum İslâm Kadınları. Muradiye Camiinde toplandılar. Burada Faika Hanım bir konuşma yaptı. Düşmanın işgal ve zulümleri kınandı. Sadrazama, İçişleri Bakanına, işgalci Devletlerin temsilcilerine ve ABD yetkililerine telgraflar çekilerek Türkiye'ye karşı girişilen işgal ve zulümler protesto edildi. Bu telgraflarda, "medeniyetin vahşeti kaldırması beklenirken" Batılıların Türklere karşı yok etme politikasına giriştikleri vurgulanıyor ve Wilson prensiplerine uygun ve insanlığa lâyık, kalıcı bir bansın sağlanması isteniyordu (57). ABD Başkanı Wilson. Ocak 1918 tarihinde yayınladığı ünlü "barış prensipleri"nin birinde, savaştan sonra, barış yapılırken. "Osmanlı İmparatorluğunun Türk olan kısımlarına tam egemenlik ve güvenlik verileceğini" söylemişti. Oysa. savaş sonrasında. Batının galip Devletleri Türkleri yok etmeye çalışıyorlardı.
İşgal Altındaki Bölgelerde Okul ve Öğretmenlerin Durumu Nedir?
1-İstanbul’da:
Osmanlı Hükümeti’nin Maarif Nezareti yönetiminde olan bu kentte öğretmenler ve eğitim baskı altına alınmıştır. Bu baskının bazı yönleri şöyledir:
Maarif Nazırı Ali Kemal döneminde İttiat ve Terakki fıkrasına mensup olmakta suçlanan bazı öğretmenler azledilmiştir. Ali Kemal daha sonra Dahiliye (İç İşleri) nazırı olunca Mustafa Kemal’e açıkça cephe almıştır.
İstanbul Darülmuallimini mezunları “Milli Harekete katılırlar” korkusuyla Anadolu’ya atanmamıştır.
1920 Nisan – Temmuz aylarında maarif nazırlığı yapan Rumbey oğlu Fahrettin, okul kitaplarından Türk sözcüğünün çıkartılıp Osmanlı sözcüğünün konulmasını istemiştir.
Maarif nezareti öğretmen ve öğrencilerin milli mücadeleyle ilgilenmelerini engellemeye çalışmış fakat başarılı olamamıştır.
2-İstanbul Dışındaki İşgal Bölgelerinde:
Adana’da Fransız komutanı Bremond lise öğretmen ve öğrencilerine propaganda konuşması yapmıştır. Kemalistlerin yanlış yolda olduğunu belirtmiştir. Liseleri kapatmıştır.
Yunanlılar bazı okulları kapatmışlardır. Malümat-ı vataniye dersini kaldırmışlardır. Her okula Yunanca koydurup ders geçme zorunluluğu koymuştur.
Kurtuluş Savaşı Döneminde Eğitimde Kurtuluş Bilinci Nasıl görülür?
Fransız yazarların Anadolu’daki yurtseverlik araştırmalarında öğrencilerin sevinç ve coşkuyla şiirler okuduklarını belirtmişlerdir. Öğrencilerin Kemalist gibi giyindiklerinden bahsetmişlerdir.
Bazı Sultanî öğrencilerinin cepheye gitmek istedikleri kızların hastabakıcılık yapmak için başvurdukları görülür.
KURTULUŞ SAVAŞI DÖNEMİNDE EĞİTİMİN İDARİ TEŞKİLATLANMASI NASILDIR?
Kurtuluş Savaşı yıllarında iki Eğitim Bakanlığı vardı: Ankara’da T.B.M.M Hükümetinin Maarif vekaleti, İstanbul’da Osmanlı Hükümetinin maarif Nezareti.
23 Nisan 1920’de T.B.M.M açıldıktan sonra hükümet 3 Mayısta kurulmuş ve Bakanlıklara, Osmanlı Hükümetinden farklı ve daha anlamlı olarak Vekalet adı verilmiştir. Maarif Vekaletinin merkez teşkilatı ilk kuruluşunda bir iki oda içinde yerleşmiş üç beş memurdan oluşuyordu.
Kurtuluş savaşı yıllarındaki Maarif vekilleri şunlardır.
Dr. Rıza Nur : Mayıs- Aralık 1920
1914’te açılan Kız Darülfünûn derslerine, Darülfünûn binasında, erkek öğrencilerden ayrı zamanlarda yapıyordu. 1919 başlarında gazetelerde “karma eğitim” yapılacağı şeklinde söylentiler yer almaya başladı. Bunun üzerine eğitim bakanı Ali Kemal, basında yayınlattığı bir tebliğde (Nisan 1919), bu söylentilerin fesat çıkarmak ve Darülfünûn’nun huzurunu bozmak isteyenlerce ortaya atıldığını ileri sürüyor ve şöyle diyordu: “İnas Darülfünûnu için bir bina sağlanarak öğrencileri oraya nakletmedikçe başka türlü yapmaya imkan yoktur. Darülfünûn öğretmenleri ayrı saatlerde ayrı dershanelerde kızlara ayrı, erkeklere ayrı ders vermeyi sürdürüyorlar. Erkek öğrenciler öğleden önce kız öğrenciler öğleden sonra ders görmektedirler.
KURTULUŞ SAVAŞI DÖNEMİNDE AZINLIK ve YABANCILARIN
OKULLARININ DURUMU
Şubat 1919’da Paris gazetelerine verdiği demeçlerde Yunanistan Başbakanı Venizelos, yalnızca Aydın ve Bursa illerinde 652 Rum okulu ve 91548 öğrenci bulunduğunu iddia eder. Yunanlılar, o yıllarda Anadolu’daki tüm okullarının sayısının 2228, öğrenci sayısını 187577, öğretmen sayısını da 4930 olarak gösterirler. Bunlar kuşkusuz, Avrupa kamuoyunu Anadolu’daki Yunan kültür ve etkisinin önemine inandırma amacıyla abartılmış rakamlardır. Böylece Rum ve Yunanlılar, Türklerin kendilerine tanıdığı eğitim ve öğretim hakkını, Türkiye’ye karşı propaganda amacıyla kullanmışlardır. Fakat, şu anda bir gerçektir ki, o yıllarda Anadolu’da çok sayıda Rum okulu ve öğretmeni bulunuyordu.
Rum okulları, çevrelerini bir Pontus Rum Devleti kurulması amaçlarını güdüyorlar ve öğretmenleri bu yolda büyük çaba harcıyorlardı. Bu öğretmenler, Rum din adamlarıyla el ele çalışıyorlardı. İstiklal Mahkemeleri, TBMM Hükümetinin kontrolündeki bölgelerde zararlı eylemleri görülen Rum öğretmenleri cezalandırmış. Maarif Vekaleti de bazı bölgelerde bu okulları kapatma yoluna gitmiştir.
Yabancı okullar ve öğretmenleri de bu dönemde zararlı eylemlerini daha şiddetle sürdürmüşlerdir. Özellikle Merzifon’daki Amerikan Koleji eylemlerini Hükümete bildirdiği için öğretmenler ve öğrencileri tarafından şehit edilmiştir.
Maarif Vekili Hamdullah Suphi, Şubat 1921’de TBMM’de şöyle der; Bazı sakıncaları olmazsa, Türkiye dahilinde bir tek ecnebi mektep bırakmam. Fakat bu, dahili (iç) olduğu kadar, harici (dış) bir meseledir. Amerikan mekteplerini kapattığımız gün, Amerika üzerinde bunun kapattığımız zaman yine ortaya çıkacak etkileri göz önüne almalıyız. Demek ki elimizde bir çare vardır. O da mekteplerimizi, ailemizi, ecnebi mekteplere ihtiyaç göstertmeyecek bir suretle yükseltmektir. Kendi mekteplerimi, lazım gelen irfan ve terbiyeyi temin etti. Emin olunuz bir tek aile çocuklarını ecnebi mekteplerini yollamaz.
Hakimiyet – i Milliye gazetesinin yazdığına göre Mart 1921’de Anadolu’daki tüm yabancı okullar kapatılmıştır.
MUALLİM VE MUALLİMELER CEMİYETİ
TBMM’nin toplanması, ülkemizde öğretmen örgütlenmesi için de bir kıvılcım işlevi görür. Ankara’da kurulan Muallim ve Muallimeler Cemiyeti, gereksinim üzerine Mayıs 1921’de diğer öğretmen örgütlerinin üst kuruluşu konumuna gelir, Muallim ve Muallimeler Cemiyetleri Birliği adını alır. Kurtuluş Savaşının lideri Mustafa Kemal Paşa, bu öğretmenler birliğinin de fahri başkanıdır. Bu birliğin yönetim kurulunda milletvekilleri çoğunluktadır. 15 Temmuz 1921’de, bu öğretmen örgütü ve Maarif Vekaletinin ortak çabasıyla, Polatlı’da top sesleri sürerken Ankara’da Maarif Kongresi toplanır. Mustafa Kemal cepheden gelir, öğretmenlerin tek tek ellerini sıkar. Burada önemli bir konuşma yapar.
“Bir millî terbiye programı yapmaya ve maarif teşkilatımızı bugünden müsmir bir faaliyetle çalıştıracak esasları ihzar etmeye hasr-ı mesai eylemeliyiz.”
Ulusal Eğitim programından söz eder. Çocuklara, gençlere, yeni yetişen kuşağa nelerin öğretilmesi gerektiğini belirtir.
Toplantıda, ilk ve orta okul öğretim programları, köy öğretmeni yetiştirilmesi konuları ele alınır.
Ülkede savaşın yaşandığı, her yanda top seslerinin duyulduğu günlerde yapılan kongre, çeşitli eleştirilere neden olur. Gereksiz masraf olduğu söylenir. İstanbul Maarif Nezaretinin bile cesaret edemediği kadın erkek karışık yapılan bu kongrenin, kadınlığı tahkir ettiği, halkın hislerini incittiği söylenir.
Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi eleştirilerin yoğunluğu karşısında, bu kongrenin en belalı işlerden birisi olduğunu söylemiştir. Ardı arkası gelmeyen saldırılar sonunda, Mecliste güven oylamasına gidilir, sınırda bir oyla Bakanlıkta kalan Hamdullah Bey kendi isteğiyle görevinden ayrılır.
Bu toplantıda muallim ve muallimelerin aynı salonda bulunmaları TBMM’de eleştirilere, tartışmalara neden olduğu gibi, meclisteki kimi milletvekilleri bu durumla ilgili olarak Muallim ve Muallimeler Birliğini, Mustafa Kemal’e şikâyet etmişlerdir. Gazi, birliğin başkanı Mazhar Müfüt Beyi çağırtır. Mustafa Kemal, demek bay ve bayan öğretmenler aynı salonda ayrı sıralarda oturdular dedikten sonra, aynı sıralarda, karışık oturmaları gerektiğini söyler.
En önemli meselelerden biri olan eğitimle ilgili çalışmalar aralıksız sürdürülür. Daha o günlerde yoğun bir yayın çalışması başlar. Dünyaca tanınan eğitimcilerin kitapları Türkçe’ye çevrilir. Yaklaşık 70 kitap okullara, öğretmenlere parasız dağıtılır.
Bu kongreye 250’den fazla kişi katıldı. Kongrenin açılışına Hakimiyet-i Milliye gazetesi uzun bir yer ayırır. İkinci İnönü ve Sakarya savaşlarını kastederek, üçüncü yunan taruzunun en ateşli zamanında muallim ordusunun gelecek vazifesiyle meşgul bulunuyor. Bu asil ve yüce örnek Türk Eğitim Tarihi açısından çok önemlidir. Mustafa Kemal Atatürk kongrede öğretmenlerin elini tek tek sıkmıştır. Bu kongrede Atatürk öğretmenlere “gelecekteki kurtuluşumuzun öncüleridir!” demiştir.
Kurtuluş Savaşı Döneminde Halk Eğitimi Çalışmaları Nelerdir?
Kurtuluş Savaşı döneminde TBMM hükümeti, öğretmenlere, aydınlara bazı isyan bölgelerinde, isyancıları doğru yola getirmek için kurulan “Nasihat Heyetleri”nde ve daha genel olarak, halkı milli Mücadelenin amaçları hakkında aydınlatmaları amacıyla görevler vermiştir.
Mehmet Âkif gibi bazı aydınlar da kendiliklerinden bu görevi üstlenmişlerdir. Böylece, kurtuluş Savaşı döneminde halk eğitimi çalışmalarının temel özelliği, “halkı milli dava yolunda bilgilendirmek, birleştirmek olmuştur” denebilir.
Mehmet Âkif’in bu konudaki çalışmaları önem taşır. Kurtuluş Savaşı yıllarında giriştiği halkı aydınlatma çabalarında çok etkili olmuştur. Özellikle Balıkesir’de, Kastamonu ve kazalarında camilerde yaptığı konuşmalar ünlüdür. O, en önemli siyasi meseleleri bile Kur’an’dan örneklerle inandırıcı bir dille açıkladığı için, geniş kitleler tarafından büyük bir dikkat ve saygı ile dinlenmiştir.
Mehmet Âkif, Kastamonu’daki Nasrullah Camiindeki konuşmasında, Osmanlı hükümetinin 10 Ağustos 1920’de imzaladığı, Sevr antlaşması ile milletin nasıl eserate iletildiğini gösterir. O, Batılı devletlerin Türkler ve Müslümanlara ilişkin oyunlarını halkın gözleri önüne serer.
Aralık 1921’den itibaren, halkın ve memurların bilgilendirilmesi için, Ankara’da önde gelen aydınlar tarafından “Serbest Âli Dersler” adıyla, Tarih, Türk ve Batı Edebiyatı, Eğitim, Hukuk, İktisat, Sosyoloji alanlarında herkese açık ders ve konferanslar vermiştir.
Kazım KARABEKİR’in Türk Eğitim Tarihindeki Yeri
Kazım Karabekir Paşa (1882 – 1948) Mekteb – i Harbiye mezunudur. I. Dünya Savaşı’nda, Kurtuluş Savaşında Doğu Cephesi komutanı olarak Doğu Anadolu’da büyük zaferler kazanmış, Milli mücadeleye ilk desteği sağlayanlardan ve Atatürk’ün en yakın arkadaşlarından değerli bir komutandır.
Türk Eğitim Tarihinde Yer Tutmasının Nedeni
Eğitimle ilgili eserleri, fikirleri ve uygulamaları nedeniyledir. Fikirleri ve uygulamaları Kurtuluş Savaşı dönemine ve Cumhuriyetin ilk yıllarına rastlar. Onun komutanlığının yanında eğitime kişiliği de vardır.
Kazım Karabekir’in makaleleri vardır. Makalelerinde başka eğitimle ilgili eserleri de bulunmaktadır. Bunlar;
Çocuk Davamız
Şarkılı İbret
Öğütlerimdir.
İstiklal Harbi adında önemli ve hacimli bir eseri vardır. Bu kitapta da eğitimle ilgili bazı çalışmaları hakkında bilgiler vardır.
“KUVVETLİ MİLLET KUVVETLİ FERTLERLE OLUR”…. demiştir. Disipline, ciddiyete, bedeni güce, ahlaki ve fikri ilerlemeye dayanan bir eğitim anlayışını savunmuştur.
Bazı Görüşleri Şöyledir:
Fakirlikten kurtulmanın cehaletten kurtulmakla mümkündür.
Bunun için;
İlkokullar bulundukları, çevrenin şartlarına göre öğretim yapmalı, köy eğitimi köylerin ihtiyaçları göre ve tarımsal gelişmeyi sağlayacak biçimde düzenlenmelidir. Köy çocukları bazı merkezlerde toplanarak sanat ve tarım eğitimine geçilmelidir. Makineleşmeli şirketler kurulmalıdır.
Eğitimin yaygınlaştırılması taşrada kurulacak kültür merkezleri (üssül hareket) kanalıyla olabilir. Orta öğretim yüksek öğretime hazırlanmaktan çok mesleki ve teknik eğitime ağırlık vermeli ve iş adamları yetiştirmelidir.
Ders kitapları ve dilimiz Arapça ve Farsça’nın etkisinden kurtarılmalıdır. O, çocuklar için Şarkılı İbret adında şiirler ve müzikli küçük tiyatro oyunlarından oluşan bir kitap yazmış, yurdun çeşitli yerlerinde gezdirdiği şehit çocuklarına bunları oynatmıştır.
Kazım Karabekir görüşlerini kuma uygulama alanına da koymuştur. 15. Kolordu Komutanı olarak, 1919 Mayıs başında Erzurum’a geldiğinde ermeni zulmünün ve savaşların yetim bıraktığı çok sayıda Türk çocuğu ile karşılaşmıştır. Karabekir’i, bu çocukları koruyan ve çeşitli meslekler öğrenmelerini sağlayan okullar açmıştır. Erzurum ve Sarıkamış’ta açtığı bu tür okullar şunlardır:
Sanayi Mektebi, Leyli Yetimler İptidai Mektebi, Erzurum Ana Mektebi, İş Ocağı, Sıhhiye Mektebi, Sarıkamış Askeri İdadisi, Sarıkamış Ana Mektebi.
SONUÇ
Osmanlı Devleti, eğitime her dönemde büyük önem vermiş ancak bunu dini kurallara bağlı kalarak yerine getirilmesini istemiştir. Yıkılma sinyallerinin alınmasıyla birlikte eğitim alanındaki yenileşme çabaları ise, Osmanlı eğitiminde büyük sıkıntılara neden olan ikiliyi doğurmuştur. Bu sürecin yaklaşık bir asır sürdüğü de değerlendirilirse bir birinden tamamen farklı dünya görüşleri, kültür anlayışları, ayrı iki kuşağın oluşması Osmanlının en büyük yarası olmuştur.
Kurtuluş savaşı, Türklerin, milliyetçi duygularını uyandırmış, millet olduklarını öğretmiş, dil ve kültür birliğinin önemi anlaşılmıştır. Maarif vekili Vasif Bey bütçe görüşmelerinde medresenin iç sınıfları da kapsadığını, dünyada hiçbir yer ilk sınıflardaki çocuklara meslek esasına göre ders verilmediğini de işaret etmiş ve bakanlık emrine verilen medreseleri kapatmıştır. Kapatılan medreselerin sayısı 479’ü buralarda okuyan öğrencilerin sayısı ise 16.000’i bulmuştur. Türkiye’de sadece Müslüman vatandaşlar yoktu. Müslüman olmayan Türk vatandaşlarının da dinsel gereksinimleri vicdan özgürlüğü esasına dayanıyordu. Bu nedenle, ilk, orta ve liselerde din dersleri de kaldırılmıştır.
Türk okulları gibi azınlık okullarının da Milli eğitim Bakanlığı’na bağlanması sağlanarak dinsel ve siyasal amaçla eğitim yasaklanmıştır. (Zaten bu okullarda ayrıcalık tanınmayacağına Atatürk, daha 1923 yılında, 29 Ekim de kabul ettiği Fransız gazetecisi Maurice Pernot’ya açıklamıştı)
Azınlık okullarında okul kitaplarından aziz resimleri çıkarılırken okul binalarındaki harçların da indirilmesi istenmiş, dinsel semboller, yalnız okul kiliselerinde bulundurulacak, bu kurallara uymayan okulların kapatılacağı belirtilmiştir. Bu suretle Fransa devriminde ancak bir asır sonra, 1882’de gerçekleştirilen laik eğitim, Türk devrimi ile iç içe gerçekleşmiş oldu. Batıl inanç, itikat hurafe ve muzir fikir kaynaklarının kurutulması da 3 Mart Yazısını izlemiştir.
KAYNAKÇA:
1. Yahya AKYÜZ, Türk Eğitim Tarihi
2. Yahya AKYÜZ, Atatürk ve 1921 Eğitim Kongresi
3. Yahya AKYÜZ, Türkiye’de Öğretmenlerin Toplumsal Değişmedeki Etkileri
4. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri,
5. Cemil ÖZTÜRK, Serbest Âli Dersleri…
6. Nuri KÖSTÜKLÜ, Kazım Karabekir’in Eğitim Konusundaki Görüşleri…
7. M. ERGUN, Batılılaşma Dönemi Osmanlı Eğitim Sisteminin Gelişimine Bakış
8. http://yayim.meb.gov.tr/yayimlar/143/1.htm
9. www.ataturk.net
Maruf Öztoprak
Mustad'af
Sadık Albayrak
Umut Çetinkaya
Eyüp Sabri
Mehmet Kütükçüoğlu