İngilizce Acil Yardım Edebiyat Üzerine Genel

SİZİN GÖNDERDİKLERİNİZ

 Maruf Öztoprak
 Vaveyla-i Firak

 Yazıları / Şiirleri

  Mustafa Acar
  Hayata Dair

  Yazıları / Şiirleri

  Mustad'af
  Aykırı Düşünceler

  Şiirleri

  Sadık Albayrak
  Gelişim Durağı

  Kişisel Gelişim Yazıları

  Umut Çetinkaya

  Şiirleri


  Eyüp Sabri

  Yazıları


  Mehmet Kütükçüoğlu
  Toza Sor

  Şiirleri

  Caner Ertan
  Dardır Cennetin Sokakları

  Şiirleri



File: Kan
Description:
Author: bakem
Date: 2007-10-12 18:01
Comments: (0)
Ratings:
Untitled Document

KAN DOKU

KANIN TANIMI VE GÖREVLERİ

KANIN TANIMI

                Kan, plazma (sıvı kısım) ile şekilli elemanların (eritrosit, lökosit, trombosit) bir arada bulunduğu, kalp tarafından dolaşım sistemlerine pompalanan, bir damar sistemi içinde dolanarak bütün organlara dağılan, insan ve omurgalılarda kırmızı, öbür hayvanlarda ise beyaz ya da farklı renkte olan, yaşamın sürmesini sağlayan sıvı bir dokudur. İnsan bedeninde  4-5 lt kan dolaşır. Bu oran, beden ağırlığının  % 7-9‘unu oluşturur. Kanın ısısı ortalama 37,7 oC’dir.

                Her hücre, gelişmesi ve işlevlerini yerine getirmesi için hangi maddelere gereksinimi varsa yalnızca o maddeleri seçerek gerektiği kadarını kandan alır.Ayrıca kandan hücreler arası boşluklara sızan sıvıları ve besin maddelerini toplayarak yeniden kana aktarmak üzere vücutta ikinci bir sıvı dolaşır. Renksiz olduğu için “akkan” da denen bu sıvının adı lenf’tir.
      

  GÖREVLERİ

  • Oksijeni akciğerlerden dokulara taşırken, dönüşte de dokulardaki susuz karbonu ve metabolik artıkları vücuttan atılmak üzere böbrek, deri ve akciğerlere taşır.
  • Sindirim sonunda bağırsağın emdiği ya da  organizmanın kendi kendine yaptığı besleyici maddeleri hücrelere ulaştırır.
  • Hücresel metabolizma sonucu açığa çıkan  artıkların boşaltım organlarına (özellikle böbreklere) gitmesini sağlar.
  • Enfeksiyonlara karşı savaşında ve bağışıklık tepkimelerinde rol alan birçok hücreyi içerir. Organizma tarafından salgılanan hormon ve enzim gibi maddelerin metabolizma tepkimelerinde ve bireşim olaylarında biyokatalizörler gibi seçici olarak araya girmesini sağlar.
  • Sıvı-mineral dengesini (su ve elektrolitler) ve kimyasal dengeyi (asitbaz) sağlar.
  • Vücut ısısını düzenler.
  • Atardamar basıncını (tansiyon) düzenler.

KAN HÜCRELERİ

          İnsan kanı, plazmadenen sarımsı renkte bir sıvı ile bu sıvının içinde yüzen kan hücrelerinden oluşur. Plazmanın yaklaşık  % 90’ını su, geri kalanını da madensel tuzlar, şeker, yağ, protein, hormonlar, bağışıklık cisimleri (antikorlar) ve fibrinojen gibi bazı özel proteinler oluşturur. Bağışıklık cisimleri yabancı proteinleri tanır ve onları yok etmeye çalışırlar. Fibrinojen ise pıhtılaşmayı sağlayan maddelerden biridir. Bu sıvının içinde, değişik görevleri olan üç tip hücre bulunur. Bunlar alyuvarlar (eritrositler), akyuvarlar (lökositler) ve trombositler (kan pulcukları) dir.

ALYUVARLAR

         Alyuvarlar’ın sayısı öbür kan hücrelerinin hepsinden daha fazladır. 1mm3 kanda yaklaşık 4-5 milyon alyuvar vardır. Çekirdeksizdirler. Yaşam süreleri 50 ile 120 gün kadardır. Kemik iliği tarafından dakikada yaklaşık 3 milyon kadar üretilmektedirler. Alyuvar üretimi için demir, vitamin B kompleks, vitamin C ve protein gibi çeşitli besin maddeleri gereklidir.

          Alyuvarların ana işlevi, oksijeni akciğerlerden dokulara taşımaktır. Çeşitli besin maddelerinin yükseltgenmesi (oksidasyonu), bedenin enerji gereksiniminin en büyük bölümünü sağlar; bunun sonunda, en büyük atık ürünlerinden biri olan karbon dioksit oluşur; alyuvarlar karbon dioksidi akciğerlere taşıyarak orada bırakır ve oksijen alırlar.

         Alyuvarların oksijen ve karbon dioksit taşıma yeteneğini büyük ölçüde sağlayan madde, bu hücrelere rengini veren hemoglobindir. Hemoglobin bir alyuvarın aşağı yukarı bütün hacmini kaplar.

         Kan damarları içindeki kilometrelerce süren inişli çıkışlı yarışında, alyuvarın korunmasını hücre çeperi sağlar. Alyuvarların çeperi apansız çarpmaların yol açabileceği zararı önlemeye yetecek esneklikte, çoğu durumda da, hücrenin normal disk biçimini koruyacak katılıktadır.

AKYUVARLAR

          Alyuvarlardan daha büyük ama sayıca daha azdır. Neredeyse renksizdirler. İnsan kanında ortalama 500 alyuvara karşılık bir tek akyuvar bulunur. Ama vücuda bir mikrop ya da yabancı bir madde girdiğinde akyuvarların sayısı hızla artar. Çünkü bunlar vücudu savunmakla görevli olan koruyucu hücrelerdir. Üstelik bu kan hücreleri alyuvarlar gibi her zaman kan plazmasının içinde yüzmek zorunda da değildirler. Kılcal damarların duvarlarından dışarı çıkıp dokulara girebilir ve mikroplarla savaşmak üzere vücudun her yerine ulaşabilirler.

          Çekirdekli kan hücreleri olan akyuvarlar 3 çeşide ayrılırlar. Granülositler, lenfositler ve monositler. Bunların üçü de bedenin yabancı organizmalara karşı savunulması görevine katılır. Granülositler, 3 çeşit hücreden oluşur: Nötrofiller, eyozinofiller ve bazofiller. Sayıları en fazla olan nötrofiller, bakterileri arayarak bulup, hücre yutarlığıyla yok ederler. Lenfositlerin başlıca görevi, bağ dokusuna göçerek bakterilere karşı ve virüslere karşı antikorlar üretmektir. Bu savaşta genellikle çok sayıda akyuvar da ölür ve hepsinin kalıntıları birbirine karışarak irin denen kirli sarı renkte, yapışkan bir sıvı halinde yaralardan dışarı atılır.

          Akyuvarların vücuttaki yapım yerleri kemik iliği, dalak ve lenf düğümleridir. Nitekim vücudun savunmasında ve bağışıklık sisteminde temel rol oynayan lenf sıvısında hücre olarak yalnızca akyuvarlar bulunur.

TROMBOSİTLER VE KANIN PIHTILAŞMASI

          Trombositler patlamış dev hücrelerin (megakaryositler) sitoplazmasından kopmuş parçacıklar olarak üretilirler. Hayat süreleri 9-11 gündür. Hem akyuvarlardan, hem alyuvarlardan çok daha küçüktür; ama kanın pıhtılaşmasını sağlamak gibi çok önemli görevleri vardır. Deride bir çizik ya da kesik olduğu zaman, damarların duvarlarındaki bu açıklıktan sızan kan dışarı akmaya başlar. Bu durumda, kan plazmasındaki fibrinojen maddesi trombositlerin yardımıyla pıhtı oluşturmak üzere harekete geçer. Fibrinojen damarın dışına çıkarak havayla karşılaştığı anda küçük, yapışkan iplikçiklere dönüşür ve başta trombositler olmak üzere bütün kan hücrelerini birbirine bağlayarak süngersi bir kütle oluşturur. Pıhtı denen bu madde damardaki kesiği bir tıkaç gibi kapatarak kanamayı engeller.

          Pıhtılaşmış kan artık eskisi gibi kırmızı renkli, homojen bir sıvı değildir. Fibrinojen ile kan hücreleri birleşerek koyu renkli bir pıhtı kütlesi halinde topaklaşmış, geride açık sarı renkli bir sıvı kalmıştır .İçinde kan hücreleri ve pıhtılaştırıcı plazma proteinleri olmayan bu sıvıya serum denir.

            Ufak tefek yaralanmalar her zaman olduğundan, bedenin herhangi bir yerinde pıhtılaşma süreci, sürekli oluşmaktadır. Bununla birlikte, pıhtılaşma süreçlerinin hızla sona erdirilmesi gerekir; yoksa bütün bedendeki kan pıhtılaşarak, ölüme yol açar. Böyle bir durumu önlemek için, kan dolaşımındaki eski pıhtılar, “fibrinolizin” (plazmin ) adı verilen plazma proteinleri tarafından çözündürülür.

KAN DOLAŞIMI

          İnsanın ve omurgalı hayvanların kanı, damar denen kapalı boruların içinde dolaşır ve olağan koşullarda hiçbir zaman dışarı çıkmaz. Buna kapalı dolaşım denir. Oysa omurgasız hayvanların çoğunda açık dolaşımvardır. Bu sistemde, damarlardan çıkarak dokuların arasındaki boşluklara dolan kan madde alışverişini yaptıktan sonra yeniden damarlara döner.

            Kan vücutta dolaşırken birbirinden farklı iki yol izler.Büyük dolaşım ve küçük dolaşım.

          Karıncıkların kasılması ile sol karıncıktaki temiz kan aorta pompalanır. Sol karıncıktan çıkan aort, sola doğru kıvrılıp bir yay yaparak başa ve kollara doğru damarlara ayrılır. Bu arada iç organlara ve kaslara dallar verir.Doku ve organlara ulaşan bu damarlar, çok sayıda kılcal damarlara ayrılır.Bütün madde alışverişi, bu kılcal damarlarda akan temiz kan ile doku hücreleri arasında olur. Özellikle temiz kandaki oksijen dokulara, karbondioksit ise dokulardan kana geçer. Kirlenen kan, kılcal damarlardan toplardamarlara iletilir. Vücudun alt kısımlarında toplanan kirli kan alt ana toplardamarı ile; üst kısmından toplanan kirli kan ise üst ana toplardamarı ile kalbin sağ kulakçığına dökülür. Bu dolaşıma büyük dolaşım denir.

          Büyük kan dolaşımı ile sağ kulakçığa dolan kirli kan, buradan sağ karıncığa geçer ve karıncıkların kasılması ile kirli kan sağ karıncıktan akciğer atardamarına pompalanır.Akciğer atardamarı kalpten çıktıktan sonra ikiye ayrılarak sağ ve sol akciğere gider.Akciğerlere giren bu damarlar alveollerin çeperinde kılcallara ayrılır.Burada kirli kandaki karbondioksit alveollere, alveollerdeki oksijen ise kana geçer. Temizlenen kan her akciğerden bir çift toplardamar halinde çıkarak sol kulakçığa dört koldan dökülür.Kalple akciğer arasındaki bu dolaşıma küçük dolaşım denir.

KAN DAMARLARI

        Kalpten dokulara ve organlara kan götüren damarlara atardamar, dokulardan kalbe kan getirenlere de toplardamar denir. Büyük atardamarlar kalpten çıktıktan sonra yol boyunca dallanarak daha ince atardamarlara ayrılır ve yalnızca mikroskopla görülebilen kılcal damarlar’ı oluşturur. Kılcal damarlar ise kalbe yaklaştıkça birleşip kalınlaşarak toplardamarlara dönüşür. Bu üç tip damarın yapısı işlevlerine uygun olarak birbirinden farklıdır.

          Atardamarların kastan yapılmış duvarları, kalbin kanı pompalarken uyguladığı basınca dayanacak kadar kalındır. Atardamarların kanı boğum boğum ileriye, yani organlara itmesi nabız dalgalarının doğmasına neden olur. Nabzı saymak için en uygun yer el bileğinin iç yüzündeki atardamardır. Kanın atardamarların duvarına yaptığı basınca  tansiyon denir. Kalp karıncığının kasılması sırasında kanın atardamarlara yaptığı basınca büyük tansiyon denir. Yetişkin bir insanda büyük tansiyon ortalama 120 mm Hg’dir. Kalbin dinlenmesi sırasında kanın atardamarlara yaptığı basınca küçük tansiyon denir. Yetişkin bir insanda küçük tansiyon ortalama 80 mm Hg’dir. 

          Atardamarlardaki basıncın sürekli, normalden yüksek olması hipertansiyon a neden olur. Ani ve çok kan kaybında veya atardamar çeperinin esneklik özelliğini kaybedip iyice genişlemesi sonucunda kan basıncı düşer ve hipotansiyon meydana gelir.

          Toplardamarların duvarları daha incedir; çünkü bu damarlarda dolaşan kanın basıncı artık azalmıştır. Bu damarlar dokulardan kalbe dönen oksijensiz kanı taşıdığından, derinin altından mavi renkli bir ağ gibi görünür. İnsanın bir yeri kesildiğinde genellikle zarar gören toplardamarlardır. Bu damarlardan yavaşça akan koyu renkli kan bir süre sonra pıhtılaşır ve kanama durur. Oysa bir atardamar kesildiğinde açık kırmızı renkli kan hızla fışkırarak akar.

          Kılcal damarların duvarları atardamar ve toplardamarınkinden çok daha incedir. Bu yüzden kandan hücrelere ve hücrelerden kana madde geçişi hep kılcal damarlarla olur. Aynı özellik lenf damarları içinde söz konusudur. Kan plazmasından ayrılan sıvıyı ve besin maddelerini toplayan bu damarlar da ayrı bir dolaşım ağı çizerek sonunda toplardamarlardaki kan dolaşımına katılır.