İngilizce Acil Yardım Edebiyat Üzerine Genel

SİZİN GÖNDERDİKLERİNİZ

 Maruf Öztoprak
 Vaveyla-i Firak

 Yazıları / Şiirleri

  Mustafa Acar
  Hayata Dair

  Yazıları / Şiirleri

  Mustad'af
  Aykırı Düşünceler

  Şiirleri

  Sadık Albayrak
  Gelişim Durağı

  Kişisel Gelişim Yazıları

  Umut Çetinkaya

  Şiirleri


  Eyüp Sabri

  Yazıları


  Mehmet Kütükçüoğlu
  Toza Sor

  Şiirleri

  Caner Ertan
  Dardır Cennetin Sokakları

  Şiirleri



File: Hz.Bilal-i Habeşi
Description:
Author:
Date: 2007-04-16 13:37
Comments: (0)
Ratings:
Untitled Document

Hz. Bilal-ı Habeşi


Hz. Ömer (R.A) bir gün ashab-ı kiramdan bazıları ile otururken şöyle buyurur:

''Hz. Ebubekir Efendimiz; Hz. Bilal Efendimizi azad etmiştir.'

'Hz. Ömer gibi, dost düşman herkesin bildiği bu dev kametin 'efendimiz' dediği Hz. Bilal kimdir?

Kimliği

Hz. Peygamber'in müezzini, O'nunla beraber tüm savaşlara katılan, hakkında Resul-i Ekrem'in senada bulunduğu ve üstelik cennetle müjdelediği bir muazzez sahabedir. Uzunca boylu, zayıf bedenli ve koyu esmer  tenlidir. İslam tarihinin en önemli simalarından biri olan Bilal-i Habeşi, aslen Habeşistan’dan bir aileye mensuptur. Babasının ismi Rabah, annesinin ismi Hamame'dir. Ailesi hakkındaki bilgimiz azdır. Cumhuroğullarının yanında, Ümeyye b.Halef'in kölesi olarak bulunuyordu. İslam’la o zaman tanıştı ve hemen Müslüman oldu. İbn sa'd'in nakline göre İslami açıktan ilan edenlerin sayısı henüz yedi idi. Hz Bilal de bunlardan biriydi. Resulu-Ekrem ve Hz. Ebu Bekire kavminden dolayı eziyet ve işkence edemeyenler, sahipsiz olan Hz. Bilal-i Habbab, süheyb, Ammar ve annesine (R.A) diledikleri gibi eziyet ettiler. Bu kutsi insanlar, sahipsizler diye, çok meşakkatlere maruz kalmışlardır; hatta kimi zaman demir zırhlar giydirir, kızgın güneş altında çöl sıcağında bırakılırlardı. Gaye ise: Onları Allah ve Resulünden geri döndürmek. Halbuki onların hakkı bulduktan sonra dönmeleri, hayalden bile geçecek bir şey değildi.

Çilesi

Sahibi Ümeyye b.halef, kölesi olan Hz. Bilal-i her gün çöl sıcağının kumları alev topu haline getirdiği öğle saatlerinde alır, kumların üstüne yüz üstü yatırır, sırtına da büyükçe bir kaya parçası koyar, İslam’dan dönmesini, Hz. Peygamber’den yüz çevirmesini isterdi. Dönmediği halde bu işkencenin devam edeceğini söylerdi. Zaman zaman da bu işkenceleri Ebu Cehil, yapardı. Fakat Hz. Bilal’ın o andaki o aşkın sabır ve sebatına hepsi şaşırıyorlardı. Yapılan bu işkencelere rağmen, o kutlu ağızdan bir kere bile onların istediği sözler çıkmamış, Allah’ı tespih eden dil, daima''Ehad! Ehad! Allah bir! Allah bir!'' diyerek haykirmisti. Çöllerin enginliğini ''Allah tekdir, O’nun şeriki yoktur!''sedalarıyla doldurmuştu. Efendisi, dinlenmeye çekildiği saatlerde onu çoluk çocuğun eline verir, onların istedikleri gibi eziyet edebilmelerine fırsat tanırdı. Göğsünde volkan gibi iman taşıyan bu sahabeye yapılanlar, aksine onun imanını pekiştirirdi. Hâlbuki iskenceler karsısında imanlarını gizleme ruhsatları vardı. Fakat Hz. Bilal, bu ruhsattan bir kere bile istifadeyi düşünmemişti. Habeşistan’a gidecek kafileye intisap etmemişti. Daima ön saflıda bulunmuş. Resul-i Ekrem’in yanından hiç ayrılmamıştı. İşkenceler onun katığı olmuştu adeta. Ölmeyecek kadar verdikleri yiyeceklerin yanında bir kaç öğün de işkence vardi.
Yine böyle bir gün, Batha vadisinde göğsünde ağır taslar, kumların hiddetine maruz kalmışken oradan geçmekte olan Sıddık Ebu Bekir onu bu halde görmüstü. Bilmiyoruz,  yolu oradan mı geciyordu, yoksa onu satın almak için yolunu oraya mı düşürmüştü? Ümeyyenin yanına geldi;
'sana' dedi, 'bundan daha güçlü, hemde senin dininden olan bir köle versem, bunu bana satar mısın?
'Halef, dünden razı idi, yeter ki, para gelsindi.
'olur' dedi 'üstüne biraz daha para verirsen.
'Hz. sıddık, hemen kabul etti. Çünkü o,servetini Allah yolunda harcayacağına söz vermişti. Allah müminlerden mallarını bollukta da darlıkta da sarf etmelerini istemişti. Sıddık de onu yapacaktı. Hemen kabul etti. Bilal’ın üstünden taşı kaldırdı. O’nu yanına aldı ve birlikte Resul-i Ekrem'in yanına geldiler. Artık yeni bir dönem başlıyordu. Hz. Bilal için işkence bitmişti, ama mü’minlerin maruz kaldığı eziyetlere o da dairenin içinden biri olarak maruz kalmaya devam edecekti.

Hicreti

Hz. Bilal, Efendimiz’in izniyle ve emriyle Medine'ye hicret etti. Lakin Resul-i Ekrem'den ayrılmak kolay değildi. Üstelik O’nu, Mekke’de eziyetlerle basbaşa bıraktığı için içten içe yaralıydı. Rasulullah, hicret buyurup dua edeceği zamana kadar da Medine havası Hz. Bilal ve diğer bazı sahabeye yaramamıştı. Hava değişiminden hasta olmuşlardı. Hatta söylediği bir şiirinde ölümün giydiği ayakkabı kadar kendine yakın olduğunu ifade etmişti. Medine’de Sa'd b. Hayseme'nin misafiri olarak bir süre ikamet etmişti. Resul-i Ekrem, Medineye teşrif ettikten sonra Muhacir ve Ensar arasında yapmış olduğu genel kardeşlik uygulamasında Hz. Bilal’i, Abdullah b. Abdurrahman el-Hasami ile kardeş yapmıştı. Bu kardeşlik ikisinden biri ölünceye kadar devam edecekti. Hz. Bilal kardeşlik hakkında riayetini, kardeşliğini yanına, yani vefat-i Nebi'den sonra gittiği Sam'a aldırmakla bir kere daha gösterecekti. Hatta Hz.Ömer devrinde girdiği savaşlarda hakkına düsen ganimetten bir hisse de ona ayiracakti. Resul-i Ekrem’in yanında adeta bir nevi O'nun vekilharcı veya özel kalem müdürü gibi görev yaptı. Ezvac-i tahirat'in harcamalarını o takip eder, alınacakları o alırdı. Efendimiz adına borç verileceklere o verirdi. Medine dışından gelenlerin ağırlanması vazifesi de onundu. Bayram veya yağmur duası için musallaya çıkıldığı zamanlarda sütre olarak kullanılacak harbeyi de Hz. Bilal taşırdı. Bu harbeyi Resul-i Ekrem'e Habeş Meliki Necaşi hediye olarak göndermişti. Peygamberimizden sonra, aynı görevi Şam'a gidinceye kadar Hz. EbuBekir zamanında da yapmıştı. Esasen Bilal-i Habeşi’nin sahabe arasında ve Resulullah'ın yanındaki temel misyonu: müezzin-i resul olmaktı. Malumdu ki Resul-i Ekrem, Medine’ye gelir gelmez hemen bir mescit inşa etti. Namazlar cemaat halinde topluca burada kılınmaya başladı. İnsanlar namaza nasıl davet edilecekti? Meşrevet meclisinde bu husus görüşülmeye başlandı. Kimine göre çan çalınmalıydı, başkaları ateş yakmayı teklif ettiler. Bir kısmı da bayrak dikmeyi teklif ettiler. Herkes kendine göre bir teklif getirdi. Başkalarına benzemek kaygısıyla Resul-i Ekrem hiç birini kabul etmedi. Çok geçmeden hayırlı bir rüya ile Hz. Ömer çıkageldi. Rüyasında ona ezan-i Muhammedi talim edilmişti. Efendimiz (S.A.V.) bundan sonra namaza daveti ezanla yapacakti. Ezan, hemen Hz. Bilal’a öğretildi. Medine ufukları, onun ruhlara isleyen davudi sesiyle bayram yapmaya ve sahabe onunla namaza koşmaya başladı. Sabah namazlarındaki ezan'a bir gün,''es-salatü hayrun minen nevm. Namaz uykudan hayırlıdır” ilavesini yapınca efendimiz S.A.V bunu güzel buldular ve o günden bu güne, onun ihlâsla yaptığı bu ilave, sabah vaktinde insanları uyarmaya devam etmektedir. Sesleriyle insanları kutlu vazifeye davet eden müezzinler, Efendimiz’in müjdesiyle,  “ötelerde de insanların en uzunları olacaklardır. ''Hz. Bilal, Medine’de olduğu bütün zamanlarda bu vazifesine devam etti. Onun olmadığı zamanlarda ise, diğer müezzinler bu vazifeyi yerine getirdiler. Mesela Ebu Mahzure okudu ezani. O da yoksa bu vazifeyi ibn Ümmi-Mektum yerine getirdi. Bilal-i Habeşi’nin Mekke'nin fethinde Kâbe-i Muazzamanın damına çıkarak okumuş olduğu ezan, tarihin sayfalarına ve sahabelerin kalplerine ezandan cennetler inşa etmişti. Dün çöllerde Ehad diye haykıran ses, bu gün Kâbe üstünde insanları namaza davet ediyordu ki, görülmeye, onunda ötesinde yaşanılmaya imrenilecek bir tabloydu bu. Hz Bilal, PeygamberEfendimiz’in vefatlarından sonra bir gün efendimizi rüyasında görmüş, ''beni ziyaret etmeyecek misin? diyerek kendisini Medine’ye davet etmiş. Bu davete büyük bir şevkle icabet etti. Medine'de eski hatıraları yeniden tüllendi. Resul-i Ekremle beraber yasadığı şeyleri bir kere daha yaşadı. Her tarafı dolaştı, zaman zaman gözyaşlarını tutamadı, ağladı, inledi. Hicretin 20. senesinde yerleştiği Havlan'da hastalandı. Hastalığı esnasında, hanımı ne kadar mahzun ise, kendisi de o kadar sevinçliydi. Sevincinin sebebini, Dost’a ve ahbaba kavuşacağı ile anlatıyordu.

(SIZINTI DERGISI)