HİKÂYE TÜRÜ, TANIMI, UNSURLARI

Hikâyeler, hareketten hoşlanan insanın bu isteğini karşılar; insanlara karşı duyulan yakınlık duygusunu arttırır. Bir an içinde olsa, okuyucuyu hayali dünyasında dolaştırır. İnsanın zihin gelişmesini arttırır; insanlara yüksek ideallerle birlikte geniş bir hayat anlayışı sağlar.
Hikâye; üzerinde gerektiği kadar durulmamış kompozisyon türlerinden biridir. Hikâyedeki olay, başlangıçtan sonuca doğru giden bir olayın bir anlık parçasıdır. Hikâyeler; çoğunlukla, o bir anlık parça içerisindeki insanı incelemeyi gaye edinirler. Bununla beraber, herhangi bir hayvan, bir şey de Hikâye konusu olabilir. Bunun için kısa Hikâyeler; yoğun, dolgun bir nitelik taşımalıdır.
Hikâyelerin kısa, kişilerin sayıca az ve hayatlarının yalnız bir tek safhasının anlatılması belli başlı bir özelliğidir. Biz bugün Hikâye dediğimiz zaman, moral ve zevkin birbirine bağlanmış olmasını kastediyoruz. Alain: "Hikâyede her şey geçmişi gösterir, onun yaşadığımız anla ilgisi, yalnızca anlatımındaki birleştirici sestir."görüşündedir. Balzac: "Bir Hikâye, bir insanı ölümsüz yapabilir" der. Hermann Kesten'e göre :
İyi bir Hikâye edebî bir şanstır. Bu bakımdan iyi Hikâyeler pek azdır. İyi Hikâyecilerde azdır, bütün hayatları müddetince bir avuç veya bir düzineden fazla iyi Hikâye yazmış olan Hikâyeciler, XIX. yüzyıldaki Th. Hoffman ve Gottfried Keller gibi, dünya edebiyatındaki Boccacio, Maupassant ve Çehov gibi "ölümsüz" Hikâyeciler. İyi bir Hikâye, olayları düşünmeye değer tarafı ile Hikâyecinin karakterinde bulunan kişisel bir üslubun karışmasından meydana gelir. İyi bir Hikâye, bütün edebi yönelişlerden ve dönemlerden daha kuvvetlidir, zamanın ve Hikâyecinin üslubundan da kuvvetlidir.
Eski edebiyatımızda Hikâye diye geçer. Conte, Fransızca Nouvelle de Hikâye anlamındadır. İlk Hikâye anlatımı, önce Doğuda sonra Batıda mizah yollu olaylarla başladı. Yazılı olarak ortaya çıkışı çok daha sonradır. Bunların yazarları belli değildir.
Hikâye türünün kaynağı eski Hind'e kadar gitmektedir. Halk masallarının bu türü hazırladığı, "Bin bir Gece Masallarının” Hikâyeye kaynaklık ettiği savunulmaktadır.
İtalyan yazarı Baccacio'nun Dekameron (On Günlük) adını taşıyan yapıtı Batı edebiyatında görülen ilk Hikâye türüdür. Daha sonra İspanyol romancısı Cervantes, İngiliz şairi Geoffrey Chaucer, bugünkü anlayışımıza uygun Hikâyenin ilk başarılı örneklerini verdiler.
Fransızların Ortaçağ sonlarına doğru görülen Gülün Romanı, Tilkinin Romanı, Marie de France'ın Heptameron (Yedi Günlük) adını taşıyan yapıtları olaya önem veren ilk Hikâyelerdir.
Hikâyeci
Hikâyeci; kişilerini, onların çeşitli problemlerini hayat çerçevesinden görmek ve yaşamak zorundadır. Bu bakımdan görüşleri daha duyurucudur: İyi bir kompozisyonun, Hikâyeyi başarılı kılan öğelerden biri olduğu şüphesizdir. İyi Hikâyeci, bir romancı da olduğu gibi, birkaç yaşantısını bir konu içinde birleştirir yada bir olayı alır genişletir, ona kendi yaşantılarını ekler.
Hikâyeci; yazısı ile okuyucunun arasına girebilmeli; yarattığı kişilerin olanaklarını ölçüp biçtikten sonra, gerçeğe uygun olarak onları hareket ettirmelidir. İçinde yaşadığı toplumun durumunu iyi bilmeyen, insanı iyi tanımayan bir kimse iyi Hikâyeci olamaz.
Hikâye, başlı başına bir kompozisyon türü olmasına rağmen, Hikâyeciyi romana götüren bir yol da sayılmaktadır. gerçek Hikâyeci ise, kendi yazı çeşidini diğer nesir türlerinden üstün tutmak zorundadır. Küçük Hikâye yazmak için, çok düşünmek, çok çalışmak gerekmektedir.
Hikâyeci; kişilerini, onların çeşitli yaşantılarını duymak, görmek ve yaşamak gerekliliği içerisindedir. Erskine Caldwell şöyle der: "Hikâye ve romanların hepsinin maksadı, insanların içine bakacakları bir ayna tutmaktır."
Hikâye, ne fazla ne de eksik olmalıdır. Hikâyeci, Hikâyesinin ilk cümlesini yazarken, son cümlesinin aşağı yukarı ne olabileceğini düşünmüş olmalıdır. Olayın muhtevasının tahammülü hesaplanmalı; okuyucunun ilgisini dağıtacak gereksiz ayrıntılar atılmalıdır.
"Hikâyeye az kelime ile çok anlam sıkıştırılabilir. Güzel yazılmış bir Hikâye, değer bilenler için bir ziyafet; güç beğenenler için bir doyurmadır. Hikâye bir iksir, bir özettir. An atole FRANCE", "Hikâyede, bir öğretme, gizli ve paralel bir gelişme, derin bir konunun bir insan özelliğinin canlandırılması gerekir. La VARENDE", "Hikâye; romanın durduğu yerde başlar. Hikâye, olaylarla ilişki kurmak değil, olayların ta kendisidir. Hikâye, geleceğe yönelmiş bir olaydır. Olayların büyüleyici gücü, Hikâyenin de kendini gerçekleştirmesine omuz verir. Maurece BLANCHOT", "Hikâye; insan yaşamında büyük bir bölüm, anlık duygulanmadır. Rasih GÜRAN", "Küçük Hikâyenin üç büyük ustası vardır: Maupassant, Çehov ve Sebahattin Ali. Georgi KARASLAVOF", "Şunu kesin olarak söyleyebilirim; Çehov olmasaydı, dünyada Hikâye başka türlü oludu. Lev NİKULİN","Yeni Hikâye başlangıçta bir öykünmeden değil, eski Hikâyenin tıkanmasından doğmuştur. Şiirimiz gibi, yeni Hikâyemiz de çıkışını Batı edebiyatından almamıştır. Cemal SÜREYYA".
"Hikâyeci, her şey den önce dikkatini hayatta rastladığı gerçek insanlar üzerine çeviren ve onlar arasında tip, karakter ve dayanış farklarının en ince çizgilerine kadar ayırt edebilen insan demektir. Mehmet KAPLAN" "Hikâyeci; eylemiyle ve birikimiyle toplumundan beslenirse, tükenmek kaygısı duymaz. Bu nedenle de Hikâye yalın ve yoğun olur. Hikâyecinin başka bir görevi de Hikâyesinde anlatmak istediğini, sıkmadan okuyucunun beynine yerleştirmek ve sonra konuyu ateşlemektir. Yani konu, birçok ham maddeden meydana gelmiş bir dinamit gibi olmalı. Ancak dinamit, beyne yerleştirildikten sonra ateşlendiğinde, okuyucunun okuma zahmetine karşılık, akılda durmadan büyüyen bir düşünce çağı meydana getirmeli. Bekir YILDIZ", "Kısa Hikâye yazarı, büyük bir meydan savaşında yer alan bir er değildir. O geniş cepheli bir savaşın adsız çarpışmalarına katılan bir çetecidir. Toplumun kıyısında durur, silik insanlarıyla uğraşır. Frank O'CONNOR."
Hikâye Yazma
Hikâye, canlı bir dille yazılmalı, gerçek dünya ile yaratılan hayal dünya arasında sağlam bir ilgi bulunmalıdır. Bu ilgi, bizi hikâye boyunca sürüklemeli; anlatım sağlam bir birlik ve özenli bir düzen üzerine oturtulmalıdır. Bunun için, ilgi çekici bir konu seçilmeli; konu sağlam bir plana dayanmalı; fikirler birliğe dikkat edilerek yazılmalı; konu, hayal ürünü bile olsa, gerçeğe uygun olarak işlenmelidir.
Hikâye, mümkün olduğu kadar akla aykırı hiçbir şeyi içine almamalıdır. Akla aykırı elemanlar hikâye içine alınacak olursa, o zaman bunlar, akla uygulanmış gibi anlatılmalıdır. Çehov; “Güzel hikâye yazmak için, yazdıklarınızın başını ve sonunu atınız” diyor. Parlak bir üslup karakter tasvirlerini, karakter düşüncelerini gölgeleyebilir. Tasvirler; olduğu gibi, olması gerektiği gibi yapılabilir.
Hikâye, üçüncü şahıs ağzından anlatıldığı gibi, hikâyeci kendi başından geçiyormuş gibi de anlatılabilir. Yalnız canlı kelimeler; canlı fiiller kullanılmaya; kişileri konuşturarak hikâyeye canlılık, akıcılık, bütün güzelliği vermeye çalışılmalıdır. Gerçek ayrıntılar katarak hikâyenizin geçtiği yerleri canlı bir hale getiriniz. Hikâyenin bu yönüne kişisel deneyler, görüşler, araştırmalar, kaynak olabilir.
Hikâye kahramanlarınızın size ve okuyuculara gerçek kişiler olarak görünmelidir. En iyi bildiğiniz kimselerin kahraman olarak seçilmesi bu işi kolaylaştırır. Bir kahraman seçiniz ve hikâyeyi belli bir görüş açısından anlatınız. Hikâyelerin konusu hayat savaşlarıyla; kazanılan başarılarla dolu olursa daha çok ilgi uyandırır. Savaşan, dövüşen, bir sonuca varan her adamın yaşantısı enteresandır.
Hikâyenin başlangıcı öğretmen tarafından verilerek, düğüm ve sonuç bölümleri öğrencilerden istenebilir. Öğrenciler; başlangıcı ele alarak gerisini imgeleme yolu ile kendilerini tamamlayabilirler. Bir hikâyede, olay, çevre, kişiler ve zaman olmak üzere dört temel öğe vardır. Bu temel öğeler, hikâyenin serim, düğüm ve çözüm bölümlerine ustalıkla yerleştirilmelidir. Andre Maurois; Hikâye ve romanın karşılaştırılmasını bir sohbetinde şöyle yapar:
_ Kipling’i Katherina Mansfield’i halk büyük bir zevkle okudu. Edger Poe’nin Hikâyelerinden daha ünlü eser mi vardır? Maupassani en büyük başarısını Madarooisel Fifi’ye, Maison Tellier’ye borçlu değil midir, bunlar da hikâye değil midir?
_Örneklerinizi çağımızdan almıyorsunuz. Moda değişti. Kipling’in, Katherina Mansfield’in, ya da Edgar Poe’nin bir hikâye kitabında, ‘içindekiler’ listesinin verdiğinden daha fazla bir birlik vardır. Kipling’in Tepelerin Basit Hikâyelerindeki hikâyelerinin hepside aynı dekor, aynı topluluk içinde geçer. Bir romanın bölümleri gibidirler. Edgar Poe mu? Villiers de I’Isle Adam mı? Tuhaf konular, o sürekli sıkıntı ve dehşet duygusu, kesik kesik de olsa, kitabın bağlılığını sağlar. Katherina Mansfield mi? Onun hikâyeleri bir tek hayat hikâyesinin parçaları gibidir. Hava üslup, bir bağ kurar arada. Eleştirmen bir temel fikir, bir ruh iklimi bulabilir.
_ Bir havası, kabiliyeti olan her yazar için vardır aynı şey. Bir Albert Camus’nün, bir Paul Morand’ın , bir Felicien Morceau’nun birliğini. Bunu inkar mı ediyorsunuz?
_ Hayır. Ama bir hayale bağlanmak için, okutucunun zaman içinde herhangi bir gelişmeye ihtiyacı vardır. Uzun bir yolculuğun başında bir vagona oturup da gar kitapçısından aldığı kitabı açan kadın ne ister? Dört beş saat boyunca, kendi varlığını unutarak yeni bir dünyaya girmektir dileği. Kahramanlarla ilgilenmeye yeni yeni başlarken, ikide bir, onları bırakıp başkalarının ardına düşmek zorunda kalırsa nasıl gerçekleştirebilir isteğini.
Hikâye; romandan çok tiyatroya yakın bir türdür. Tiyatro gibi onun da sağlam bir çatıya, örgüye, becerikli bir sona, kısacası bir “perde” ye ihtiyacı vardır. İtalyan hikâyecilerine, Boccacio’ya Bandello’ya bakın mesela, tiyatro yazarlarına ne kadar konu vermişlerdir. Hikâyeden film çıkarmaktan daha kolaydır. Beyaz perdeye aktarılmak Tolstoy’a zarar verir: Maupassant’ın ya da Somerset Mangham’ın bir hikâyesi perdede elverişli alan bulur.
Hikâye Planı
Hikâyenin kuruluşunda; olay anlatan yazılarda olduğu gibi; serim, düğüm, sonuç bölümleri vardır. Roman, tiyatro, masal, hatıra, mektup, seyahat ve başka birçok yazı türleri bu hikâye planından faydalanır. Bu üç bölüm şöyle uygulanır:
Serim Bölümü: Bu bölüme giriş bölümü de denilir. Olayın geçtiği yer yani dekor, belli başlı nitelikleri söylenerek bu bölümde tasvir edilir. Olayın şahısları, kahramanı en canlı iç ve dış görünüşleri ile belirtilerek tanıtılır; kısaca portre çizilir. Olayın ne olduğunu biz bu bölümde anlarız.
Düğüm Bölümü: Bu bölüme gelişme bölümü de denir. Olayın başlayıp açılması, okuyanın ilgisini, merakını arttıracak bir durum alması; olayın düğümü; kişilerin konuşmaları bu bölümdedir. İsim ve fiil cümleleri kullanarak, farklı yapıda cümlelere yer vererek, konu ile ilgili örnekler alınarak bu bölümde çeşitlilik sağlanmalıdır.
Çözüm Bölümü: Bu bölüme sonuç bölümü de denir. Olayın ne şekilde sona erdiği; olayın kişiler ve görenler üzerindeki etkisi burada anlatılır. Aristoteles diyor ki: “Hikâye, birlikli bir bütün, canlı bir varlık gibi kendi özüne uygun, bir başı, bir ortası, bir sonu olan bir hareket çevresinde geçmelidir. Hikâyenin çözümü, karakterlerden kendiliğinden doğmalıdır.”
Çözüm bölümü, okuyanları memnun edecek şekilde planlanmalıdır. Hikâyenin sonu bazen bir cümle, bazen de bir paragraf ilavesiyle yapılır. Nasıl diyalog hikâyenin önemli noktalarını belirtmeye yardım ederse, hikâyenin sonu da asıl üzerinde durulan fikri belirtmelidir.
Maruf Öztoprak
Mustad'af
Sadık Albayrak
Umut Çetinkaya
Eyüp Sabri
Mehmet Kütükçüoğlu