Gençlik Sorunlarının Tahlili Gerekli Fakat…
Gençlik üzerine bu zamana kadar çokça yazıldı çokça çizildi. Gençler üzerinde sosyal araştırmalar, psikolojik tahliller son birkaç on yılda oldukça önem kazandı. Hala kazanmaya devam ediyor. Önem kazandı; çünkü modern çağ, gün ışığına çıkardığı birçok gerçeklik, güzellik, kolaylık vb. ile birlikte aslında bazı değerleri, duyguları, hissiyatları da o derece hayatın kuytuluklarına bir yerlere gömmeyi başardı. Kontrolsüz modernizm biri varken diğerine pek de tahammül edemedi.
İşte bu ortamda bir gruptan söz edilmeye başlandı ki değişen Dünya koşullarında kendini ifade etme melekesini kaybetmiş, saniyede onlarca uyaranla baş etmeye çalışan, boşlukta bir yerlere tutunmaya muhtaç bir kesim. O kesim ki bir milletin ileri ya da geri gitmesini belirliyor. O kesim ki milletler tarih yazabilmek için onlara muhtaçlar. Öyle bir toplumsal kesim ki medeniyet gemisinin yelkenidirler, motorudurlar. İşte hepimiz onlara “Gençler” diyoruz.
Gençleri anlamak için sadece yazmak çizmek yetmez elbette. Olayların tahlili gerekli; fakat bu tahliller birilerini harekete geçirmeli. Yeni bir “nesilden” söz ediyoruz. Kendinden kopuk, dünyadan kopuk, tarihinden kopuk, medeniyet kurma hayalini kaybetmiş, kaybetmese de erteleme bahanesine sığınan, “Ben neyim ki?” diyen bir gençlikten ne beklenebilir?
Ayağının biri bir başkaları tarafından koparılmış bir pergel ya sadece iğneler, zarar verir, ya da başkalarının kalemine uygun bir yatak haline gelir. Hâlbuki Mevlana deyimi ile pergel metaforu dediğimiz kavram gibi olmalı genç. Bir ayağını sabit tutmalı. Çivilemeli kendini. Öz değerlerine, manasına çivilemeli. Vatanına, toprağına, maneviyatına, cesaretine, ilmine, hiç sönmeyen özgüvenine çivilemeli. Dik olmalı, sabit olmalı. “Ben Neyim Ki?” değil. “Bak, ben buyum!” demeli. Sonra diğer ayağını açmalı. Ayaktan kasıt ufuk’tur elbette. Gezinmeli. Dünyayı dolaşmalı. İstediği yere gidebilmeli ufuklarında. İstediği zaman da ayağını geri çekip tekrar sabitlenmeli. Zarar vermek yıkmak, acı vermek için değil. Sabit durmak, dik olmak, dururken dünyanın ufuklarını bir bir seyredebilmek için “çivilemeli, çivilenmeli”.
Gençlerin meselelerine eğilmek gerekli elbette; fakat onlara maddenin ardında bir mana göstermeli. Genç, Sultan Fatih ile ağabey kadar yakın olmadıkça rüyalarında, Bizans’ı perişan ettikten sonra bile karşısında ezilen imparatoru affetme yüceliğinde bulunan Alparslan’a bir mektup yazamadıkça kalemiyle, biz büyüklerin yardımıyla saniyede onlarca, yüzlerce uyarana, virüse karşı iç benliğinde bir anti-virüs oluşturamadıkça sosyolojik, psikolojik ve birçok akademik çalışma sadece kağıt üzerinde kalacaktır.
Gençler Dünya ve Ülke siyasetinden hızla uzaklaşmakta. Bu da tarih şuurunun gitgide yitirilmesinden kaynaklanıyor. Düşünürken aslında düşünmüyor. Birileri onun öyle düşünmesini istiyor. TV onun hoşlanacağı şekilde sinsice iç dünyasına yerleşiyor. Bir Trojan virüsü gibi. Onun belleğinde şifrelerini eline geçiriyor, etkisiz hale getiriyor. Kullanmak istediğinde, geri dönmek, iç dünyasına geri seyehat etmek, öz benliğini kazanmak istediğinde şifreleri kabul etmiyor.
İnternet, cazibesi ile albenisi ile boş vakti eğlence olarak kabul ettiriyor. Neşriyat deseniz her şey ortada…
Hızla bir tarih yolcuğuna çıkarılmalı gençler. Neden mi? Tarih şuurunda olan bir gencin, Alparslan’ı, Sultan Fatih’i, Kanuni’yi, 600 yıllık asaleti ve cesareti bilip de şimdiki durumuna hazmedebilmesi güç olacaktır. Kimbilir değil, eminiz ki bu seyahatten döndüklerinde önümüzde yepyeni bir Türkiye ve Dünya sunacaklardır bize.
Yeni Dünyayı Onlar kuracaklardır.
Yeni Türkiyeyi onlar şaha kaldıracaklar.
Yaşanabilir dünya onların eseri olacaktır.
Maruf Öztoprak
Maruf Öztoprak
Mustad'af
Sadık Albayrak
Umut Çetinkaya
Eyüp Sabri
Mehmet Kütükçüoğlu