Atatürk'ün Sofracıbaşısı Cemal Granda, Hürriyet Yayınları tarafından yayınlanan "Atatürk'ün Uşağı İdim" adlı kitabında ünlü sanatçı Hazım Körmükçü'yü nasıl güreştirdiğini şöyle anlatır:
"..Hazım, Atatürk'ün en sevdiği aktörlerden biri idi. Ankara'dan İstanbul'a gittikleri zaman onu sofrasında görmek isterdi. Temsil sonrası otomobilini göndererek bu büyük sanatçıyı saraya getirtir, karşılıklı sanat sohbetleri yapardı. Neşe, espri havası içinde geçen toplantı sırasında çeşitli konular üzerinde görüşülür, tartışılırdı. Yine bir yaz gecesi geç saatlerde Hazım, Atatürk'ün sofrasındaydı. Konu spora gelmişti. Atatürk sanatçıya şöyle sordu:
- Hazım, hiç spor yaptın mı ömründe?
Hazım, Atatürk'ün güreşi sevdiğini ve çoban Mehmet'i de koruduğunu bildiğinden:
- Gençliğimde biraz güreş yaptım Paşam. diye doğru olmayan bir karşılık verdi.
Aradan beş-altı saat geçmişti. Spor konusu unutulmuştu. Bir aralık Atatürk'ün yaverinin kulağına bir şeyler söylediği gözden kaçmadı. Yaver hemen uzaklaştı. Daha beş dakika bile geçmeden, yanında Muhafiz Alayından seçme, yarı beline kadar çıplak levend endam on pehlivan erle beraber göründü. Herkes şaşırarak, ne olacağını merakla bekliyordu. Az önce söylediklerini unutan Hazım, başına geleceklerden habersiz, gelenlere biraz da şaşkınlıkla bakıyordu. Atatürk keyifli keyifli:
- Kuzum Hazım şunlarla güreş de marifetini görelim, demez mi?
Hazım'da şafak atmıştı. Hemen kendini toparlayıp işin içinden sıyrılmaya çalıştı:
- Aman Paşam, ben gençliğimde güreştim. Güreşi falan çoktan unuttum. Bunlar benim pestilimi çıkarırlar...
Ama Atatürk kararlıydı. İlle de Hazım'ı güreştirecekti. Gülümseyerek:
- Sen neşenle kalpleri tuşa getirmiş adamsın. Bunlar senin karşında dayanır mı? deyince gözleri yaşaran Hazım, Atatürk'ü kıramıyacağını anlayarak çaresiz ceketini çıkardı. Kollarını sıvayarak pehlivanların yanına yaklaştı, kulaklarına yavaşça:
- Bak ben pehlivan filan değilim. Şimdi bizim vazifemiz Paşa'yı neşelendirmek. Siz kendinizi boşa bırakın, ben sizi tutacağım, diye onların saflıklarından da yararlanıp masanın önüne kadar getirdi. Boşta duran pehlivanın bir anlık dalgınlığını firsat bilip, hemen elense bile onu yere düşürmeye çalışınca Atatürk:
- Bravo! Bravo. Yaşa Hazım!.. diye bağırdı.
Salon kahkahadan kırılıyordu. Sabaha karşı sofra dağılırken Hazım çevresindekilere:
- Meğer Paşa'mın önünde güreşmek ne kadar zormuş. Kuyruk sokumuma kadar terledim, diyordu.."
Bu olay da Atatürk'ün yanındakileri güreştirmekten ne denli büyük bir zevk duyduğunun bir başka ifadesidir. Çevresindekini güreştirmekten duyduğu zevkin altında da güreşe karşı olan büyük merak sevgisinin yattığı da gerçektir. Güreş, Büyük Atatürk'ün belli başlı tutkularından biriydi muhakkak ki...
Maruf Öztoprak
Mustad'af
Sadık Albayrak
Umut Çetinkaya
Eyüp Sabri
Mehmet Kütükçüoğlu